Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy'un sorularını yanıtlayan eski Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Yalçın Akdoğan, MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin 'Öcalan gelsin DEM Grubu'nda konuşsun' sözlerini değerlendirdi.
YALÇIN AKDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI ŞÖYLE:
Akdoğan, "Türkiye açısından bu noktaya gelinmesi önemlidir. Devlet Bey'in burada yaptığı yüksek siyasettir. Paradigma seviyesinde yüksek seviyesindedir. Günlük siyasetin ötesinde yüksek siyaset yapmak demektir bu. Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda baldıran zehiri içmekten tutun yapmadık bir şey bırakmadı ki. Hizmetler, yatırımlar, inkar politikaların ortadan kaldırılması. Tayyip Erdoğan buradan geri duran bir insan değil" ifadelerini kullandı.
Akdoğan konuşmasının satır başları şöyle:
“Epey zamandır siyasi gelişmeleri takip etmiyorum. Eşimin siyasetle hiç ilgisi yok. Salı günü Devlet Bey'in, Çarşamba günü sayın Cumhurbaşkanımızın grup toplantısını takip eder. Kahvaltı yapıyorduk, bir an çatal elimden düştü. hanım gayriihtiyari 'deprem mi oluyor' diye irkildi. 'Yok' dedim 'Daha önemli bir şey oluyor'. Devlet Bey konuşuyordu. Söylediği şeyler çok ileriydi. Devlet Bey'den bunları duyuca şok oldum, zihnim 20 kat hızlı çalışmaya başladı. Cümleleri anlamaya çalışıyorum. Umut hakkından bahsetti. Çalışılmış bir şeydi bu. Çok önemli hamleydi. Önce meslektaşlarımıza baktım, yorumlara baktım. Herkes şok halindeydi. Eveleyip, geveliyorlardı, nasıl pozisyon alacaklarını bilmedikleri için. Herkes top çeviren konuşmalar yaptılar.
TÜRKİYE AÇISINDAN BU NOKTAYA GELİNMESİ ÖNEMLİDİRSuriye'de yeni bir denklem kuruluyor. Buna ön hazırlık olarak böyle bir şey yapılabilir. Veya Öcalan yaşlandı devlete hizmet etsin diye düşünüldü diye kafamdan geçiriyorum. Bunun devamı geldi sonra. Bu önemli bir inisiyatif. Bu konularla ilgilenen bir kişi olarak bundan büyük memnuniyet duydum. Türkiye açısından bu noktaya gelinmesi önemlidir. Devlet Bey'in burada yaptığı yüksek siyasettir. Paradigma seviyesinde yüksek seviyesindedir. Günlük siyasetin ötesinde yüksek siyaset yapmak demektir bu. Kimileri kartları yeniden karar, kimileri kart sallar. Günlük siyaset yaparsanız kart sallarsınız. Yüksek siyaset yaparsanız kart kararsınız.
Önceki süreçlerde Devlet Bey'in takındığı tavır, neticede MHP'nin takındığı tavırdı. Ben bunu demokratik siyaset içinde anlayabilirim. Neticede denge mekanizması vardır. Siz bir şeyler yaparken birilerinin size eleştiri getirmesi, parametreleri hatırlatmasını bir sorun olarak görmemek lazım. Bu size diğer yönden baskı yapanlara karşı elinizi güçlendiren bir şeydir. Bugün bu meseleyi anlamak, Cumhur İttifakı'nın başlangıcını anlamakla mümkün. Türkiye büyük bir beka sorunu yaşadı. Bir darbe girişimi yaşadı. Bu ülkenin Meclis'i bombalandı. Bütün bu olaylara karşı Devlet Bey, devlet adamı refleksiyle tavır takındı ve o gün Cumhur İttifakı şekillendi. Türkiye'nin karşılaştığı risk ve tehditlere karşı atılması gereken adımlar var. Devlet Bey, o günkü devletin bekası refleksiyle bugün aynı duyarlılığı sergiledi diye bakıyorum ben. Devlet Bey, o gün o konuşmayı yaptığı zaman herkes farklı yorumlar yaptı. Devlet Bey'in öngörüsü, o günkü taşıdığı hassasiyet kaygı boş değilmiş. Devlet Bey bu konuşmayı Ekim'in başında yaptı. Suriye'de 1 ay sonra rejim yıkıldı. Bu önemli bir gösterge. Devlet Bey hem siyasi gündem oluşturma açısından veya farklı hususlara dikkat çekme açısından önemli misyon gördü bence.
"AÇILIM SÜRECİNDE FETÖ SAPOTAJI”
Devlet elinden geleni yaptı. Haklar getirdi, yatırımlar yaptı. Ama bunlar (terör örgütü) hendekler kazdı, nankörlük yaptı, sivil polisleri öldürdü. Sürecin zarar görmemesine dair duyarlılığı kamu kurumlarına söylemek başka bir şey, kimilerince kötü niyetli olarak kullanıldığı özellikle FETÖ'nün olması. Sen duyarlılık göster diyorsun adam kontak kapatıyor. O dönemde bölge toplantıları yaptım. Kaymakam, vali, bölge komutanları, asker, polis. Siyasi süreci biz yürütüyoruz, sizin işiniz mücadele etmek. 'Niye müdahale etmiyorsunuz' dediğimizde 'aman efendim çatışma çıkar' vs. deniyordu. Terörle mücadelede yapılmasına dair herşeyin yapılmasına dönük vurgular yapıyordum. Hiç kimse ir şey yapmayacak, örgüt cirit atacak. Böyle bir şey değil. FETÖ'nün bir sabotajı olduğu kanaatindeyim o dönemde. O süreçlerde öncesinde vesayet odakları ile ciddi mücadele. Sonra FETÖ'nün hamleleri var süreci sabotaj etmeye dönük olarak. Devletin 'aman, terörle mücadele etmeyin' diye bir şeyi yoktu. Neticede bugün neredeyiz diye bakmamız lazım. O gün devlet elinden gelen iyi niyeti ortaya koydu. Bundan dolayı halk bugün terörle mücadeleye daha çok destek veriyor. Bu önemli bir kazanımdır. Devletin uyum içerisinde mücadele etmesi bugün sağlanmıştır. Bütün birim, kurum, güvenlik teşkilatları ile devletin bir olarak aynı hedefe yönelmesi, bugün bu başarılmıştır. Haklılığı ve toplumsal desteğin yanımızda olması, mücadale kapasitemizin genişlemesi. İHA'lar, SİHA'lar. Terörle mücadelede bunların büyük başarısı olduğunu vurgulamak lazım. En önemlisi FETÖ'nün sabotajlarının ortadan kalkması bugün için artılardır. Bugün daha pozitif bakmak lazım.
SÜRECİ SABOTE ETTİLER
O gün önemli olan Öcalan'ın o çağrıyı yapmasıydı. Ama gereğini yapmadılar. Süreci sabote ettiler. O zaman Amerika bölgesel denklemden PKK'nın çıkmasını istemedi. Kullanışlı bir enstürüman olarak gördü. FETÖ'de süreci çok kışkırttı. FETÖ için bu sorunu çözmüş iktidarın daha muktedir olması demekti. Hükümet o sorunu çözseydi artık söz geçiremeyiz, bileğini bükemeyiz diye düşündü. Örgüt harekete geçti, 'Seni başkan yaptırmayacağız' söylemi, hendekler kazıldı, cinayetlerle süreci sabote ettiler. Bu çok açık. FETÖ'nün de kendine göre hesapları vardı. 1 yıl sonra darbe oldu. Kürtleri bir şekilde hükümetin yanında yer alması, örgütün karşı cephede durması onların da işine geliyordu. Gezi olayları oldu. Olayı kışkırtıp, büyüten FETÖ'cülerdi. Örgüt tam gücüyle Gezi olaylarına destek vermedi. FETÖ bundan ders çıkardı. Kürtler darbeye blok olarak destek vermedi, oyuna gelmedi. FETÖ süreci sabote etti. Herkes onların ihanet ettiğini gördü. Bugün terörle mücadeledeki destek onun için arkamızda vardı.
"SİYASET ZEMİNİNDE DEMOKRASİ ZEMİNİNDE TARTIŞABİLİRİZ"
Kürt sorunu dediğiniz sorun, 100 madde çıkarın bunların belki 99'u yapılmıştır, ortadan kalkmıştır. Bölgesel geri bırakılmışlıktan köy yakmalar, cinayetler, bir sürü olumsuzluklar, yayın, eğitim meselesi. Bunların hepsini devlet yaptı, örgütle pazarlık yaparak değil kendi halkının talebi, ihtiyacı olduğu için yaptı. Dün hiç olmayan sorunlar var bugün elimizde. Sosyal medyada sorunlar var. Yeni yeni meseleler var. Yeni yeni çözümlerin bulunması gerekiyor. Burada önemli olan şu; demokrasi ve terör. Siyaset ve silah. Bu karanlık ve aydınlık gibi değildir. Birinin varlığında diğerinin olmaması gerekir. Silahın bir şekilde devre dışı bırakılması başlı başına demokrasiye, siyasete güç vermektir. Bugün DEM Parti vs. yeterince belki demokratik siyasi olarak güçlü göremiyor. Bu devletin tavrından değil, sen terör örgütünün vesayetinde olursan nasıl başlı başına aktör olacaksın? Siyaset zemininde, demokrasi zemininde gelin tartışalım. Burada devlet gereken adımları halk için atmıştır. Terörün son bulması için önemli iniyisatif alınmıştır. DEM şu anda gerçek aktör müdür? Vekillerini kim tayin etmektir. Bu süreçte daha görünür oldular, daha ön plana çıkıyor, söylemler ortaya koyuyorlar. Bu bile önemli değil midir?
1999'da Öcalan yakalandı. Türk bayrağının önünde 'devletin hizmetindeyim' diyordu. En tükenmiş aciz haliydi. Ondan sonra yaptığı açıklamalar var, 'yeni bir sürece geçmemiz' lazım diyordu. Demokratik konfederalizmden bahsediyordu. Adamın en tükendiği andaki önerdiği şey. Konfederazm üç dört ülkedeki yapıların birleştiren bir şey. En çaresiz göründüğü zaman sana yeni bir paketle geliyor. Bugünden bakarsak; o gün devrimci şiddet daha sonra devrimci halk savaşıydı. İlk gündeki stratejinin yansımasıydı. Burada Öcalan şu noktaya gelip de 'devrimci şiddet yok, silah yok, demokratik siyaset' noktasına geldiyse önemli noktadır. PKK'ya silah bıraktırırsa önemli noktadır.
"KANDİL ÖCALAN'I DİNLEMEZSE ORTADA KALIR"
Abdullah Öcalan herhangi bir kişi değil örgüt açısından. Öcalan vardır ondan sonra ikinci, üçüncü adam yoktur, ellinci adam vardır. Herkes sıraya girer. Önce bu Apoculuk hareketidir Öcalan'ın sözleri tesir eder. Kararlı bir şekilde talimat verse çoğu sabaha uykudan kalkamaz. Öcalan başka ülkelere kaçtı, farklı yerlere gitti, saklandı, hiç görünmedi ama onun örgütü olarak kurdu, örgüte etkisi devam etti. Burada herhangi birinin Öcalan'a rağmen tavır geliştirebileceğini sanmıyorum. Geçmiş dönemde Öcalan bir şey söyleyince Kandil mırın kırın etti. Örgüt, Kandil bilerek ayak diredi, elini yükseltmek içni bu tür şeyler yaptı geçmişte. Bugün o gün değil. Siyasi oyunlar çevirme günü değil. Bir noktaya gelindi. 'Yok Öcalan cezaevinde, onu dinlemiyoruz' laflarını kimse yemez. Amerika'nın ve birtakım güçlerin vasıtasıyla birtakım şeyler yapabilirler. Ama günün sonunda Apo örgüt üzerinde etkilidir. Eğer dinlememe gibi durum olursa iyot gibi ortada kalırlar.
TRUMP BELKİ PYD'Yİ GÖZDEN ÇIKARABİLİR AMA
Şimdi Suriye'de yeni denklem. Trump belki PYD'yi gözden çıkarabilir ama İsrail'i ne kadar çıkarabilecek. Türkiye'nin başına bela olabilecek bir İsrail dursun ister. Biz hepsine rağmen, kim ne isterse istesin, Türkiye için beka meselesi olarak biz bunu milli bir proje olarak yapmak zorundayız.
Gelinen noktada hem bölgesel gelişmeler, hem örgütün gidecek yerinin kalmaması. Burada devrimci şiddet safsatasını bir kenara bırakıp herkesin demokratik siyasete öncelik vermesi lazım. Gelir kendini ifade edebilir. Örgütün blok olarak Apo'ya karşı durabileceğini sanmıyorum. Gençlik yapılanması vs. mutlaka çatlama olabilir, kendi içinde infazlar yaşanabilir. Çok zorlama ile direnebilirler. Şu anda zamanın ruhu ve konjonktürün buna çok uygun olduğunu düşünmüyorum. Birtakım şeyler olacaksa, gizli kapaklı bir şey oluyor, saman altından su yürütüyorlar gibi görmemek lazım. Birtakım şeyler olacaksa Meclis'te olacak, görüşülecek, tartışılacak. Kamuoyunun gözleri önünde olacak. Geçmişte de bunu söylüyorum.
"CUMHURBAŞKANIMIZ BU KONUDA NE GEREKİYORSA YAPMIŞTIR"
Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda baldıran zehiri içmekten tutun yapmadık bir şey bırakmadı ki. Hizmetler, yatırımlar, inkar politikaların ortadan kaldırılması. Tayyip Erdoğan buradan geri duran bir insan değil. Siyasette iki şey önemli. Bir tanesi siyasi gündem oluşturmak, ikincisi siyasi bir hikaye ortaya koyabilmek, inisiyatif ortaya koymak. Bu siyasi hikayeyi yüksek siyaset düzeyinde kurarsanız çok önemli bir şeyi kurmuş olursunuz. Bunu diyelim muhalefet partisi yaptı. Ben ne yapabilirim? Ya seni ademe mahkum ederim veya püskürtürüm veya onun üzerine basarak daha üst bir şey söylemem gerekir. Sen bir diyorsan ben iki derim. Devlet Bey burada ittifakın parçası. Onun yanında durmak önemli. Çok önemli tarihi inisiyatif ortaya koydu. Bunu kim gerçekleştiriyor? Devletin kurumları ve hükümet. Cumhurbaşkanımızın doğru bir yerde durduğu kanaatindeyim. Önemli bir hamle yapıldı. Burada hükümetin gereklerini yapıyor olması, Cumhurbaşkanımızın teyid eder pozisyonda durması önemli duruştur.
KAYYUM KONUSU
Devlet o kadar büyük mekanizma ki. Bir anda makas değiştiremez. Kuvvetler ayrılığı var. Zamanın ruhu diye bir şey var. Devlet aygıtının o zamanın ruhuna göre hareket etmesi akşamdan sabaha olan bir şey değil. Kuvvetler ayrılığı var. Herkes kendi alanında bir iş yapıyor, mücadele veriyor. Bir anda devlet makas değiştiremez. Kayyum meselesine teorik olarak bakalım. Şu zaviyeden de bakmak lazım. Normal bir şeyden bahsetmiyoruz. İsviçre'de bir belediyeye kayyum atanmasından bahsetmiyoruz. Evveliyatı olan, yaşanılan sorunları üzerinde oluşan su damlasından bahsediyoruz. Demokratik siyaset var terör var. Parti var örgüt var. Biri varsa öteki olmaması lazım. Gri alanlar olmuş, iç içe geçmiş. Bu bir anomalidir. Kayyum meselesi de bu anomalinin parçasıdır. Milli irade ve demokrasi açısından bakalım. Millet seni seçmiş. Hakkari'ye belediye başkanı seçilmişsin. Yarın sabah birisi geliyor, ben örgüt komiseriyim burada dediklerim olacak. Kaynaklar şuraya aktarılacak. Şu aileye şu desteği vereceksin falan. FETÖ'de de vardı aynı şey. Sen generalsin, dışarıda imam olmuş, onu o yönetiyor. Milletin seçtiği belediye başkanına başka irade vesayet oluşturmuş. Onu yönetmeye çalışıyor, bir sürü hukuksuzluk üretiyor. Buna devlet müdahale etmeyecek mi? DEM Parti yarın yine alışkanlık üzerine karmaşık ilişkiler içine girdi. Kayyum atanmayacak mı? Hukuktan azade mi olacaklar? Süreç bitti diyelim, silahlar gömüldü. Bunlar hukuktan azade mi olacak? Devlet bugün de yapıyor o gün de yapar. Ben kendimi demokrat insan olarak görüyorum. Milletin seçilmiş iradesine kimse vesayet kurmamalı. Örgüt komiseri, mahrem imam müdahale etmeyecek kardeşim. Hukuk milli iradenin de üstündedir, bağlayıcıdır. Bizim yaşadığımız kangren olmuş sorun var.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN ADAY OLMASINI YORUMLADI
Bir ülkede o ülkeyi yönetme kapasitesine sahip lider varsa o ülkeyi yönetir ve onun zemini oluşur. 2002'de AK Parti iktidara geldi. Tayyip Bey siyasi yasaklıydı. Sonra CHP'nin de desteğiyle anormal durum ortadan kaldırıldı. Çünkü ortada bir lider var. Bir lider varsa işin başında olmalı ve yönetmeli. Şimdi ihtiyaç olan bir liderlik var. Bu liderliği kim sergileyecek? Sergileyecek olan sayın Cumhurbaşkanıdır. Kaç yıl sergiler, seçilir, kaç oy alır, bu ayrı bir şey. Tayyip Erdoğan'ı Türkiye'nin geleceği için kilit bir siyasi aktör olarak görmek gerekir. Şimdi Rusya'da Putin'i derin devlet getirdi. Yeniden bir aktöre dönüştü Rusya. Birçok hamle yaptı. Şu anda Trump geliyor. Trump, Putin, Erdoğan, bu üçlü bölgede gerçekten olumlu anlamda işlere imza atabilirler. Türkiye'de Erdoğan'ın olmadığı denklemde Rusya, Türkiye'ye böyle davranabilir mi? Normalde Türkiye, Rusya'nın karşı kutbuydu. Ama Rusya şu anda Türkiye ile farklı ilişki içerisinde. Şimdi Tayyip Erdoğan devreye giriyor, tahıl koridoru açılıyor. Turizm, sebze ithalatı, ihracatı, enerji güvenliği gibi konuda Türkiye'nin başını niye ağrıtmıyor? Tayyip Erdoğan'dan dolayı ağrıtmıyor. Tayyip Erdoğan'ın olmadığı NATO üyesi bir ülkeye bu tavrı gösterir mi? Bence göstermez. Bu ilişkiler ağı açısından böyle bir liderlik gerekiyor. Türkiye'nin buna ihtiyacı var” diye konuştu.
YALÇIN AKDOĞAN KİMDİR?
Türk siyasetinde iz bırakan isimlerden Yalçın Akdoğan, gazetecilik, yazarlık ve başbakan yardımcılığı görevleriyle tanınan önemli bir figürdür. İstanbul'un Üsküdar ilçesinde 22 Eylül 1969 tarihinde dünyaya gelen Akdoğan, akademik başarıları, siyasi kariyeri ve gazetecilik geçmişiyle Türkiye’nin entelektüel ve siyasi yaşamında derin izler bırakmıştır.
İstanbul’un Pendik ilçesinde çocukluk yıllarını geçiren Akdoğan, küçük yaşlardan itibaren akademik başarılarıyla dikkat çekmiştir. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın ve Yayın Bölümü’nde lisans eğitimini tamamlayan Akdoğan, iletişim alanında yüksek lisansını ve Marmara Üniversitesi’nde siyaset ve sosyal bilimler üzerine doktorasını tamamlayarak akademik kariyerine önemli bir temel oluşturmuştur.
GAZETECİLİK VE YAZARLIK KARİYERİ
Akdoğan’ın kariyerindeki ilk adımlardan biri gazetecilik olmuştur. Milliyet gazetesinde staj yaparak başlayan bu serüveni, Yeni Zemin dergisinin kurucuları arasında yer alması ve çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yapmasıyla devam etmiştir. Yeni Şafak ve Star gazetelerinde hem kendi adıyla hem de Yasin Doğan müstear ismiyle kaleme aldığı yazılar, siyasi analizlerden toplumsal meselelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayarak kamuoyunda derin bir etki bırakmıştır.
SİYASİ KARİYERİ VE BAŞBAKAN YARDIMCILIĞI
Akdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) çatısı altında siyasete atılmış ve 2011 Türkiye genel seçimlerinde Ankara milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmiştir. 2014 yılında Ahmet Davutoğlu başkanlığında kurulan 62. Türkiye Hükümeti’nde Başbakan Yardımcısı olarak atanmış, bu görevini 63. ve 64. hükümetlerde de sürdürmüştür. Görev süresi boyunca Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) gibi önemli kurumların sorumluluğunu üstlenmiştir.
AKADEMİK VE LİDERLİK ÇALIŞMALARI
Siyasetin yanı sıra akademik alanda da aktif bir isim olan Akdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin Liderlik Okulu’nda dersler vererek öğrencilere liderlik ve siyaset üzerine rehberlik etmiştir.
ÖZEL HAYATI VE ÇOK YÖNLÜ KİŞİLİĞİ
İngilizce bilen ve dört çocuk babası olan Yalçın Akdoğan, siyasetin ve gazeteciliğin yanı sıra akademik çalışmaları ve aile yaşamındaki bağlılığıyla da dikkat çekmektedir. Türkiye’nin çok yönlü ve etkili isimlerinden biri olarak anılan Akdoğan, gazetecilikten siyasete uzanan kariyerinde pek çok alanda başarı elde etmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: