Ramazan ayının manevi iklimini yaşadığımız bu günlerde, Şanlıurfa’da ve Türkiye genelinde hayır faaliyetlerinin arttığını görmek sevindirici. İhtiyaç sahiplerine uzanan her el, bu toplumun vicdanının hâlâ diri olduğunun en somut göstergesidir. Ancak son yıllarda dikkat çeken başka bir tablo daha var: Yapılan yardımların neredeyse tamamının sosyal medya hesaplarında paylaşılması.
Bir koli erzak verilirken kamera kaydı açılıyor, bir ihtiyaç sahibine zarf uzatılırken fotoğraf çekiliyor. Yardımı alan kişi çoğu zaman mahcup, yüzünü kapatmış, utangaç bir halde… O anın görüntülenmesi gerçekten kimin hayrına?
Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu konuda açık bir ölçü konuluyor. Bakara Suresi 271. ayette, sadakanın gizlice verilmesinin daha hayırlı olduğuna işaret ediliyor:
“Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! (Fakat) onları fakirlere gizlice verirseniz, sizin için daha hayırlı olur ve Allah bu sebeple bir kısım günahlarınızı affeder. Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.”
Yine Bakara Suresi 274. ayette, mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenlerin mükâfatlarının Rableri katında olduğu belirtiliyor. Burada dikkat çeken husus, gizliliğin özellikle vurgulanmasıdır. Çünkü yardım sadece bir mal transferi değil; bir gönül meselesidir, bir onur meselesidir.
Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinde de aynı hassasiyet görülür. Sahih-i Buhari’de geçen bir rivayette, kıyamet gününde Allah’ın himayesinde olacak yedi sınıftan birinin, verdiği sadakayı gizleyen kimse olduğu bildirilir. Sağ elinin verdiğini sol el bilmeyecek kadar incelikli bir mahremiyet… Bu, yardımı sadece Allah rızası için yapmanın en güçlü göstergesidir.
Elbette açık yapılan yardımların tamamen yanlış olduğunu söylemek doğru olmaz. Bazen iyiliği görünür kılmak, başkalarına örnek olmak ve daha fazla insanı hayra teşvik etmek için paylaşım yapılabilir. Nitekim bazı âlimler, “iyi örnek teşkil edecekse açıktan vermek daha faziletli olabilir” demiştir. Ancak burada niyet ve üslup belirleyicidir.
Asıl mesele şu soruda düğümleniyor: Paylaşımın amacı gerçekten teşvik mi, yoksa takdir toplamak mı?
Şanlıurfa’da son dönemde birçok vatandaşın bu durumdan rahatsızlık duyduğunu gözlemliyorum. Özellikle yardım alan kişilerin görüntülenmesi, yüzlerinin gösterilmesi yada teşhir edilmesi, toplumda bir kırgınlık oluşturuyor. Fakirin onurunu korumak, yardımın miktarından daha değerlidir. Çünkü yoksulluk bir suç değil; ama rencide edilmek kalpte iz bırakır.
Belki de yeni bir bilinç geliştirmeliyiz. Yardım yapılabilir, hatta yapılmalıdır. Kurumlar faaliyetlerini duyurabilir. Ancak ihtiyaç sahibinin kimliği, yüzü, mahcubiyeti sosyal medyada dolaşmak zorunda değil. İyilik sessiz de yapılabilir. Hatta en güçlü iyilikler çoğu zaman sessiz olanlardır.
Ramazan ayı, sadece paylaşma ayı değil; aynı zamanda nefsi terbiye etme ayıdır. Gösterişten uzak durmayı, niyeti arındırmayı, kalbi temiz tutmayı öğretir. Eğer yaptığımız yardımlar başkasının onurunu incitiyorsa, orada yeniden düşünmek gerekir.
Belki de asıl sorulması gereken şudur: Yardımı mı büyütmek istiyoruz, yoksa kendimizi mi?
Toplum olarak daha zarif, daha incelikli bir hayır anlayışına doğru yürüyebiliriz. Çünkü gerçek iyilik, alkış aramaz. Gerçek iyilik, sahibini değil; Allah’ın rızasını büyütür.
Yorumlar
Kalan Karakter: